İçeriğe geç

Sulu köfteye irmik olur mu ?

Merhaba değerli Bbdagitim okuyucuları. Bu yazımızda “Sulu köfteye irmik olur mu” hakkında faydalı bilgiler bulabilirsiniz.

“Sulu köfteye irmik olur mu” konusunu beğendiyseniz Bbdagitim sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.

Sulu köfteye irmik olur mu? İzmir’de 25 Yaşında Birinin Mutfağa Dair Fazla Düşünmeli Macerası

Bazı sorular vardır ki insanı gece 03.17’de tavana bakarken bulur. “Acaba hayatımın yönünü doğru seçtim mi?” gibi büyük soruların hemen yanında, çok daha tehlikeli bir soru daha vardır: Sulu köfteye irmik olur mu?

Bunu ilk kez düşünmem, tamamen masum bir aile yemeği sırasında başladı. Annem tencereyi karıştırırken ben de mutfağın kapısında “hayat hakkında derin düşüncelere dalmış İzmirli genç yetişkin modu”ndaydım. Bir yandan köfteler kaynıyor, bir yandan iç sesim bağırıyor:

“İnsan neden köftenin içine irmik koyar ve bunu tartışmaz bile?”

O an fark ettim: Bu konu sadece yemek değil. Bu, bir yaşam felsefesi.

İzmir’de büyüyen biri için mutfak = tartışma platformu

İzmir’de büyüyen biriysen yemek sadece yemek değildir. Her tabak bir fikir ayrılığıdır, her tencere bir aile referandumudur.

Bizde sulu köfte yapılırken üç grup oluşur:

1. “Anne usulü yapanlar”

2. “Babaannem öyle yapmazcılar”

3. “Ben sadece yerim ama her şeye yorum yaparımcılar” (ben)

Ben üçüncü grubun başkanıyım. Çünkü hem yiyorum hem de sorguluyorum. Tehlikeli kombinasyon.

İlk kez “Sulu köfteye irmik olur mu?” sorusunu yüksek sesle sorduğumda sofrada kısa bir sessizlik oldu. Çatal yarım kaldı. Çay bile “ben sonra içerim” dedi.

Annem baktı:

— “Olur tabii, tutması için.”

Ben:

— “Tutması mı? Köfteye duygusal bağ mı kuruyoruz?”

İşte o an mutfakta bir şeyler değişti. Artık sadece yemek yemiyorduk. Varoluş tartışmasına girmiştik.

İrmik meselesi: Küçük granüllerin büyük savaşı

Sulu köfteye irmik olur mu sorusu dışarıdan bakınca çok basit görünüyor. Ama içine girince… işler değişiyor.

İrmik dediğimiz şey küçük, masum, sarımsı bir tanecik. Ama mutfakta adeta gizli bir ajan gibi çalışıyor.

Bir kesim diyor ki:

“İrmik köfteyi toparlar, dağılmasını engeller.”

Diğer kesim:

“İrmik köfteyi çocuk parkındaki kum havuzu kıvamına getirir.”

Ben mi? Ben ortada kalıp köftenin kaderini izleyen İzmirli pasif gözlemci.

Geçen gün arkadaş grubunda konu açıldı. Konak tarafında bir kafede oturuyoruz. Çaylar gelmiş, herkes rahat. Sonra biri dedi ki:

— “Sulu köfteye irmik koyuyorum ben.”

Masada hava değişti. Sanki biri “ananaslı pizza seviyorum” demiş gibi bir şok.

Arkadaş grubu içi kısa diyalog kaosu

— “Ne demek irmik?”

— “Olmaz öyle şey.”

— “Bence olur ya…”

— “Sen bir daha yemek yapma.”

Ben araya girdim:

— “Arkadaşlar sakin. Bu bir karbonhidrat tercihi.”

Kimse gülmedi. Çünkü kimse emin değildi: Bu şaka mıydı yoksa yeni bir mutfak ideolojisi mi doğuyordu?

Benim mutfakla ilişkim: Fazla düşünen ama az pişiren biri

Benim mutfakla ilişkim biraz karmaşık. Yani yemek yaparken aslında yemek yapmıyorum, hayatı analiz ediyorum.

Örneğin sulu köfte yaparken:

Köfte yoğuruyorum → “Acaba insanlar beni nasıl hatırlayacak?”

Soğan doğrarken → “Soğan neden ağlatıyor, ben zaten duygusalım?”

İrmik eklerken → “Bu hayatın hangi kararına benziyor?”

Bir noktada mutfak değil, felsefe semineri oluyor.

Ve tabii ki en kritik an:

“Acaba Sulu köfteye irmik olur mu?”

İç ses:

— “Olur ama fazla koyarsan çocukken oynadığın Play-Doh’a döner.”

— “Ama koymazsan dağılır, hayat gibi.”

İşte burada mesele sadece yemek olmaktan çıkıyor.

Deneme gecesi: Mutfağın laboratuvara dönüşmesi

Bir gün karar verdim: “Yeter. Deneyeceğim.”

Sulu köfte yapacağım ama iki ayrı tencere:

Birine irmikli köfte

Birine irmiksiz köfte

Yanımda arkadaşım vardı. Ona dedim ki:

— “Bugün bilim yapıyoruz.”

O da:

— “Sen geçen gün tost yakmıştın.”

Haklıydı ama konumuz bu değil.

İlk tencere (irmikli):

Köfteler daha toplu, daha “ben buradayım” diyor.

İkinci tencere (irmiksiz):

Biraz dağınık ama daha özgür ruhlu.

Ben o an içimden şunu düşündüm:

“İnsanlar da böyle aslında.”

Sonra tencereyi fazla karıştırdım, her şey yine birbirine girdi.

İç sesin mutfakta isyanı

“Bak yine dağıttın…”

“Ben sadece yemek yapıyordum…”

“Hayır, sen hayatını da karıştırıyorsun.”

O an mutfaktan çıkıp balkona sigara içen var mı bilmiyorum ama ben balkona çıkıp sadece duvara baktım. Sigara içmiyorum ama dramatik bakışım var.

İzmirli bir genç olarak yemekle kurduğum duygusal bağ

İzmir’de büyümek demek biraz da yemekle duygusal ilişki kurmak demek. Bizde yemek sadece karın doyurmaz, karakter şekillendirir.

Sulu köfteye irmik olur mu sorusu bile aslında şunu soruyor:

“Kontrol mü önemli, özgürlük mü?”

İrmik = kontrol

İrniksiz = kaos

Ben hayatım boyunca ikisinin arasında kaldım. Tıpkı salça ekmek yerken fazla salça koyup sonra ekmeğin dağılması gibi.

Mahalledeki teyzenin kesin hükmü

Bir gün apartmanda karşılaştığım bir teyze bu tartışmayı tamamen bitirdi (ya da daha da büyüttü).

Ben sordum:

— “Teyze, siz sulu köfteye irmik koyuyor musunuz?”

Bana baktı. O bakışta 40 yıllık mutfak deneyimi vardı.

— “Evladım, koymazsan dağılır.”

Ve yürüdü gitti.

Ben kaldım.

Çünkü o cümle hem çözüm hem tehdit gibiydi.

Sonuç yerine: Köfte dağılır ama hayat da öyle

Bugün hâlâ net bir cevabım yok. Sulu köfteye irmik olur mu sorusuna “evet” de diyemiyorum, “hayır” da.

Ama şunu öğrendim: Mutfakta kesin doğrular yok. Tıpkı hayatta olmadığı gibi.

Bazen irmik koyuyorsun, her şey toparlanıyor.

Bazen koymuyorsun, biraz dağınık ama daha gerçek oluyor.

Belki de mesele köfte değil. Belki de mesele, biz neyi nasıl toparlamaya çalışıyoruz.

Şimdi mutfağa girsem yine aynı şeyi yaparım:

Biraz irmik koyarım, biraz koymam.

Sonra tencereye bakıp şunu düşünürüm:

“İnsan kendini de böyle toparlayabilir mi acaba?”

Ve muhtemelen yine fazla karıştırırım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://populerforum.com https://luti.com.tr https://yele.com.tr Sitemap
betci güncel giriş