İçeriğe geç

Hakan Gülten kimdir ?

Hakan Gülten kimdir?

Kayseri’nin soğuk sabahlarında başlayan bir merak

Kayseri’de sabahlar hep biraz serttir. Hava keskin olur, insanın yüzüne çarparken bile bir şeyleri hatırlatır gibi davranır. Ben 25 yaşında, kendi halinde, duygularını saklamayı hiç becerememiş biriyim. Günlük tutarım; bazen bir günün tamamını, bazen sadece içimde kalan tek bir cümleyi yazarım. O cümleler çoğu zaman kimsenin bilmediği şeylerdir.

Hakan Gülten ismini ilk kez bir kış sabahı duydum. Aslında “duymak” kelimesi bile eksik kalır; sanki bir yerden kalbime düşmüş gibiydi. Bir arkadaşımın ağzından, yarım yamalak bir sohbetin içinde geçivermişti. O an dikkat etmemiş gibi yaptım ama içimde bir şey kıpırdadı. Çünkü bazı isimler vardır, duyduğun an sıradan olmadığını hissedersin.

O gün eve döndüğümde defterimi açtım ve sadece şunu yazdım: “Hakan Gülten kimdir?”

Cevap yoktu. Ama sorunun kendisi bile içimde bir yol açmıştı.

Bir kütüphane köşesinde başlayan karşılaşma

Bir hafta sonra, Kayseri İl Halk Kütüphanesi’nin en sessiz köşesinde otururken onu gördüm. O an tanımıyorum sanmıştım ama aslında zihnim çoktan bir bağ kurmuştu. Hakan Gülten, masanın kenarında eski bir deftere notlar alıyordu. Kalemi hızlı değil, aceleci değil… sanki her kelimeyi tartarak yazıyordu.

Ben o an kendimi garip bir şekilde huzursuz hissettim. Çünkü ben yazarken hep acele ederim. Duygularım taşar, kelimeler yetişemez bana. O ise tam tersiydi.

Yan masaya oturdum. Bir şey demedim. Sadece izledim. İçimde hem hayranlık hem de kıskançlık vardı. Bunu kabul etmek zor ama gerçekti. Onun sakinliği bana eksik olduğum bir şeyi hatırlatıyordu.

Bir ara başını kaldırdı. Göz göze geldik. Ne uzun sürdü ne kısa… ama o anın içinde sanki bir hikâye başladı.

“Hakan Gülten kimdir?” sorusu o an daha da büyüdü içimde.

Kaybolan bir arkadaşlık ihtimali

Kütüphaneden çıktıktan sonra onu tekrar görmek istedim. Garip bir şekilde bunu bir ihtiyaç gibi hissettim. Sanki hayatımda eksik olan bir parçayı bulmuşum da, yerine oturtmaya çalışıyordum.

Bir gün yine karşılaştık. Bu kez dışarıda, Cumhuriyet Meydanı’na yakın bir yerde. Elinde yine defteri vardı. Yağmur yeni durmuştu, taşlar ıslaktı ve ışıklar yerde kırılıyordu.

Yanına yaklaşmak kolay olmadı. İçimde bir tereddüt vardı. İnsan bazen birine yaklaşırken aslında kendi kırılganlığına yaklaşır.

“Sen Hakan Gülten misin?” dedim.

Başını kaldırdı. Sakin bir şekilde baktı.

“Evet,” dedi sadece.

O an ne söyleyeceğimi bilemedim. Hazırladığım hiçbir cümle aklımda kalmadı. Çünkü insan bazen bir gerçeğe vardığında dili tutulur.

“Hakan Gülten kimdir?” sorusu bu kez cevap bulmaya yaklaşmıştı ama yine de tam değildi.

Bir defterin içinde saklanan hayat

Sonraki günlerde onu daha sık görmeye başladım. Bazen aynı sokakta yürürken, bazen aynı kafede otururken. Ama hiçbir zaman uzun uzun konuşmadık. Sanki ikimiz de acele etmiyorduk.

Bir gün bana defterinden bir sayfa gösterdi. O sayfada şunlar yazıyordu:

“İnsan en çok anlatamadığı yerde büyür.”

Bu cümle içime oturdu. Çünkü ben en çok anlatamadığım yerde sıkışıp kalan biriydim.

O an fark ettim ki Hakan Gülten sadece bir isim değildi. Bir düşünme biçimiydi. Sessizliği yanlış anlamayan, aksine onu dinleyen biriydi.

Ben ise sessizliği hep boşluk sanmıştım.

İçimde büyüyen hayal kırıklığı

Ama her şey sandığım kadar net ilerlemedi. Bir süre sonra Hakan’ın daha az görünmeye başladığını fark ettim. Önce önemsemedim. Sonra eksikliğini hissetmeye başladım.

Bir gün aynı kütüphaneye gittim. Masası boştu. Defteri yoktu. Kalemi yoktu. Sanki hiç orada olmamış gibiydi.

İçimde tuhaf bir hayal kırıklığı oluştu. Sanki kısa süreliğine bir şey bulmuşum ve sonra elimden kayıp gitmişti.

O gün defterime şunu yazdım:

“Bazı insanlar hayatına bir cevap gibi giriyor ama sonra soruyu büyüterek gidiyor.”

“Hakan Gülten kimdir?” sorusu yeniden geri dönmüştü. Ama bu kez daha ağırdı.

Bir otobüs durağında fark edilen gerçek

Bir akşamüstü, otobüs durağında beklerken onu tekrar gördüm. Bu kez farklıydı. Yorgundu ama huzurlu görünüyordu. Yanına gittim.

“Kayboldun sandım,” dedim.

Gülümsedi.

“Ben kaybolmadım,” dedi. “Sadece aynı yerde kalmadım.”

O cümle beni sarstı. Çünkü ben çoğu zaman aynı yerde kalmayı güven sanıyordum.

O an fark ettim ki Hakan Gülten, bir yerlerde saklanan biri değil; sürekli hareket eden bir düşünceydi. İnsanların hayatına girip onları kendileriyle yüzleştiren bir tarafı vardı.

“Hakan Gülten kimdir?” sorusunun cevabı belki de buydu: sabit olmayan bir anlam.

Kayseri sokaklarında değişen bakışım

O günden sonra Kayseri bana farklı görünmeye başladı. Aynı sokaklar, aynı insanlar ama benim içim değişmişti. Daha çok düşünür, daha çok hisseder olmuştum.

Bir gün Erkilet tarafında yürürken defterimi açtım. Uzun uzun yazdım. Hakan’ın söylediği cümleleri, bakışını, sessizliğini…

Ama en çok kendi içimde oluşan kırılmayı yazdım. Çünkü bazen bir insanı anlatırken aslında kendini yazarsın.

“Hakan Gülten kimdir?” sorusu artık bir merak değil, bir dönüşüm olmuştu.

Son karşılaşma ve içimde kalan boşluk

Son karşılaşmamız bir tren garında oldu. Gidiyordu. Nereye gittiğini sormadım. Çünkü bazı soruların cevabı insanı daha çok yorar.

“Seni yazıyorum,” dedim.

“Yazma,” dedi.

Nedenini sormadım.

Ama o an anladım. O, yazılmak değil yaşanmak isteyen bir şeydi. Belki de bir insan değil, bir anı biçimiydi.

Tren hareket ettiğinde içimde tuhaf bir boşluk kaldı. Ne tamamen üzgün ne tamamen kabullenmiş… arada bir yerdeydim.

Hakan Gülten kimdir? sorusunun bende kalan karşılığı

Şimdi geriye dönüp baktığımda Hakan Gülten’i tek bir cümleyle anlatamıyorum. Çünkü o bir kişi olmaktan çok, bir değişim gibiydi.

Beni daha çok düşünmeye, daha az konuşmaya, daha derin hissetmeye zorlayan bir karşılaşma…

Bazen defterimi açıyorum ve sadece şunu yazıyorum:

“Hakan Gülten kimdir?”

Altına cevap yazmıyorum.

Çünkü bazı soruların cevabı, insanın içinde büyümeye devam eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://populerforum.com https://luti.com.tr https://yele.com.tr Sitemap
betci güncel giriş